Murat Belge: Hrant Dink’in Cenazesi

18 02 2007

Murat BelgeBizi buraya Hrant’ın acısı getirmişti. Ama şimdi, çok tuhaf bir şekilde, bu acıdan bir olumluluk doğuyordu. Adını koyamayacağım bir şey bu: acıyı yok etmeksizin ondan üreyen ve onun yanında duran bir şey: ’sevinç’ desem, o değil; bir coşku, şüphesiz.. belki bir güven duygusu. Sonuçta, yalnız Hrant’ın başarabileceği bir şeydi bu. Onu vuranlar böyle bir şeyi akıllarından geçirmiş olabilirler mi? Sanmıyorum. Bunu daha önce de söylemiştim. ‘İnsanın fazileti’ gibi ‘faktör’, onların hesapları içinde yer almaz. Onların yatırımı, insanın sefaletinedir. Zaafa, korkuya, boyun eğmeyedir. Her şeye rağmen, bu cenaze, bize bir şeyler gösterdi, azımsanmayacak bir şeylere hâlâ sahip olduğumuzu gösterdi.

Ocak ayının son bölümünden bu yana, Hrant Dink’in öldürülmesi olayına çeşitli yanlarından değindim. Herhalde bundan sonra da sık sık bu olaya dönme gereğini duyacağım, çünkü genel akış içinde çok önemli bir dönemeci temsil ediyor. ‘Öncesinde’ ve ’sonrasında’ ayrımı yaparak konuşmaya zorlayan bir dönüm noktası.

Ama şimdiye kadar Hrant Dink için yapılan cenaze törenine pek fazla değinmemiştim. Bugün biraz bunun üstünde durmak istiyorum.

Ölümden sonra Agos’u ziyarete gittiğimizde, bu yürüyüşün gününü, saatini ve genellikle ne olmasının beklendiğini öğrenmiştim. Bizim okuldan katılacaklar vardı. Ben de oradan başladım. Kuştepe’den Şişli’ye geldik.

Bu dünyanın yapılanmasında, bir olay, bir özelliği öne çıkarır, çünkü onun öyle olmasını gerektiren bir mantık vardır. Bu cenazede, insan gözü, otomatikman, kalabalığa takılıyordu. Gözün gördüğü insanların çokluğu önemliydi. Bunlar, somut insanlar tabii, kimisini de şahsen tanıdığımız somut insanlar. Ama herhalde o somut insanların gerisinde soyut bir özellik aradığımız içindir ki, zihnin aradığı o soyutluğa cevap olarak göz bu somut kalabalığı sabitliyordu. O soyutluk da, besbelli, niceliğe ilişkin bir şeydi.

Yaşadığımız birkaç on yılın bilincimizde ve bilinçdışımızda yarattığı birikimin sonucuydu bu arayış, sanıyorum. Hrant Dink cinayetiyle birlikte, birdenbire, ’sayı’ bizim için önemli olmuştu: ‘Kaç kişiyiz? Hrant’ın öldürülmesinden bu acıyı duyan kaç kişiyiz?’ Bu soruyla sağı solu, şu sokağın içini, önümüzü arkamızı süzen göz, ‘Çok kişiymişiz’ cevabına geliyordu. Yürüdükçe, bu çokluk artıyordu. Yürürken, yürümeyen, yoldan veya evinden yürüyenleri seyredenlerin birçoğunun da bizim duygularımızı paylaştığını görüyorduk.

Sayı tahmininde bulunmayı pek bilmem, beceremem. Ama bu sayı benim beklediğimden fazlaydı. Sanırım orada bulunan herkes içinden bunu, bunun bir benzerini geçirdi. Bizi buraya Hrant’ın acısı getirmişti. Ama şimdi, çok tuhaf bir şekilde, bu acıdan bir olumluluk doğuyordu. Adını koyamayacağım bir şey bu: acıyı yok etmeksizin ondan üreyen ve onun yanında duran bir şey: ’sevinç’ desem, o değil; bir coşku, şüphesiz.. belki bir güven duygusu.

Sonuçta, yalnız Hrant’ın başarabileceği bir şeydi bu.

Onu vuranlar böyle bir şeyi akıllarından geçirmiş olabilirler mi? Sanmıyorum. Bunu daha önce de söylemiştim. ‘İnsanın fazileti’ gibi ‘faktör’, onların hesapları içinde yer almaz. Onların yatırımı, insanın sefaletinedir. Zaafa, korkuya, boyun eğmeyedir.

Bir acıyı, sonraki siyasete yakıt yapma alışkanlığını hiç sevmem. Ayrıca, spontane tepkilerden kalıcı yapılar çıktığının örnekleri de azdır. Her şeye rağmen, bu cenaze, bize bir şeyler gösterdi, azımsanmayacak bir şeylere hâlâ sahip olduğumuzu gösterdi.

Ama bu açık uçlu mücadelede, şimdi, bu sefer de bu cenazeyi kullanarak üste çıkmaya çabalıyor faşist cephe. Buradan malzeme çıkarmaya çalışıyor.

Kaynak: Radikal


İşlemler

Bilgi

2 cevap

14 07 2008
Gökhan Başartuğ

o ki bir fincan tuz istemişti yalnızca komşudan
şimdi tuzlu bir nehir akıyor kalan ömürler arasından ..

artık kış çiğdemleriyle anacağız seni
onlara kanınla, terin karıştı
yüreğindeki tohumlar
rüzgârlı sözcüklerle girecek türkülere

son pankart sokakta gerili birazdan polis kesip atacak
hepimizin ölümü en küçüğümüzün elinden olacak!

4 02 2009
mectruy

Güzel bir yazı olmuş üstad

Yorum yapın